
AKK’de Yaşlılara Yönelik Eğitim Programı Düzenlendi
24/08/2026“Bazı yapılar bir şehri korur. Bazıları ise o şehrin hafızasını…”
“Kentin Tarihine Tanıklık Eden Kadim ve Kudretli Sembol”
“Ankara’nın Taşa Yazılmış Hafızası”
“Yüzyıllardır Ankara’yı Seyreden Tarihin Sessiz Tanığı”
Ankara Kalesi, başkentin yalnızca en eski yapılarından biri değil; Ankara’nın yüzyıllar boyunca değişen hikâyesinin en güçlü tanıklarından biridir. Ne zaman ve kimler tarafından inşa edildiği kesin olarak bilinmese de kalenin MÖ 3. yüzyılda Ankara’ya yerleşen Galatlar döneminde var olduğu bilinmektedir. Daha sonra Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerini gören kale, her çağda onarıldı, değişti ve Ankara’yla birlikte yaşamaya devam etti.
Romalılar döneminde onarım gören Ankara Kalesi’nin iç surları 7. yüzyılda Bizanslılar tarafından inşa edildi; kale sonraki yüzyıllarda da çeşitli onarımlardan geçti. Selçukluların Ankara’ya hâkim olmasının ardından onarılan ve genişletilen kale, Osmanlı döneminde de önemini korudu. Bugün surlarına bakıldığında farklı dönemlerden kalan yapı malzemeleri ve müdahaleler, Ankara’nın tarihini adeta üst üste yazılmış sayfalar gibi bugüne taşır.
Roma vardır bu duvarlarda…
Bizans vardır…
Selçuklu vardır…
Osmanlı vardır…
Ve bütün bu katmanların arasında Ankara vardır.
Ancak Ankara Kalesi’nin hikâyesi yalnızca surların, savaşların ve hükümdarların hikâyesi değildir.
Biraz da insanların hikâyesidir…
Kale kapısından geçenlerin,
Dar sokaklarda yürüyenlerin,
Çevresindeki çarşı ve pazarlarda alışveriş yapanların,
Hanlarda konaklayanların,
Esnafın, çocukların ve mahalle sakinlerinin hikâyesi…
Yüzyıllar boyunca kalenin içinde ve çevresinde hayat devam etti. Ankara büyürken yerleşim kalenin etrafına yayıldı; ticaret, zanaat ve gündelik yaşam bu tarihî çevrede kendine yer buldu. Osmanlı döneminde de yerleşimin özellikle kale çevresinde yoğunlaşması, Ankara Kalesi’ni yalnızca askerî bir yapı değil, kentin yaşayan merkezlerinden biri hâline getirdi.
Bugün Kaleiçi sokaklarında yürürken bu uzun hikâyenin izlerine hâlâ rastlamak mümkün. Ahşap, kerpiç ve tuğlanın bir araya geldiği eski Ankara evleri, cumbalar, geniş saçaklar, dar ve kıvrımlı sokaklar, yokuşlar, camiler, çeşmeler ve dükkânlar… Kalenin içinde özellikle 17. yüzyıldan sonraki dönemlere tarihlenen geleneksel Ankara evleri ile 12. yüzyıla uzanan Alaaddin Camii, bölgenin çok katmanlı tarihini bugün de görünür kılıyor.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında ise Ankara Kalesi’nin tarihine yeni bir sayfa eklendi. 1921 yılında Ankara’nın ilk müzesi, dönemin Kültür Müdürü Mübarek Galip Bey tarafından kalenin Akkale olarak bilinen burcunda kuruldu. Aynı dönemde Atatürk’ün telkinleriyle Ankara’da bir “Eti Müzesi” oluşturulması düşüncesi gelişti ve Anadolu’nun farklı bölgelerinden Hitit eserleri Ankara’da toplanmaya başlandı. Akkale’nin zamanla yetersiz kalması üzerine müzecilik çalışmaları Mahmutpaşa Bedesteni ve Kurşunlu Han’a taşındı; bu süreç bugünkü Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin oluşumuna uzandı.
Ankara Kalesi, Cumhuriyet’in hafızasında da simgesel bir yer edindi. Millî Savunma Bakanlığınca aktarılan bilgilere göre, Anıtkabir’de Atatürk’ün mezar odası, Ankara Kalesi’ndeki Türk bayrağını görecek şekilde düzenlendi. Böylece yüzyıllardır Ankara’yı seyreden kale ile Cumhuriyet’in kurucusunun sonsuza dek yattığı yer arasında anlamlı bir bağ kuruldu.
Belki de Ankara Kalesi’ni özel yapan tam olarak budur: Her dönem ona başka bir anlam yükledi.
Savunma yapısı oldu.
Yerleşim alanı oldu.
Ticaretin ve gündelik hayatın parçası oldu.
Mahalle oldu.
Cumhuriyet’in ilk müzecilik adımlarından birine ev sahipliği yaptı.
Ama her şeyden önce Ankara’nın hafızası oldu.
Bugün Ankara büyüdü. Yeni semtler kuruldu, yollar ve meydanlar değişti, kent kalenin çok ötesine yayıldı. Ankara Kalesi ise yüzyıllardır bulunduğu tepeden şehri seyretmeye devam ediyor. Çünkü bazı yapılar yalnızca geçmişten bugüne kalmaz; zamanla bir şehrin kimliğinin parçasına dönüşür.
“İnsanlar geçti. Devirler değişti. Ankara büyüdü. Kale kaldı.”
Ankara Kalesi’nin yüzyıllara yayılan hikâyesini bugüne taşıyanlara; surlarını, sokaklarını, eski Ankara evlerini ve çevresindeki tarihî dokuyu koruyanlara, bu mirası yaşatan esnafa, mahalle sakinlerine, araştırmacılara ve Ankara’nın belleğine katkı sunan herkese teşekkür ediyoruz.
Bir kaleyi yaşatan yalnızca taşları değildir; insanlardır, hikâyelerdir, hafızadır.
Ankara Kalesi’ne ve onun hikâyesine iz bırakan herkese minnettarız…









